Ortaklık bir evliliktir denir; eksik bir benzetme. Evlilikte en azından aşk vardır. Ortaklıkta ise sadece belirsizlik altında verilmiş bir söz.
Ve o söz, çoğu zaman yanlış sebeplerle veriliyor. Gördüğüm en yaygın sebep, yalnızlık korkusu. Girişimcilik gerçekten yalnız bir iş; kararların ağırlığını paylaşacak biri olsun istiyorsunuz. Anlaşılır bir ihtiyaç ama tehlikeli bir gerekçe. Çünkü yalnızlık korkusuyla kurulan ortaklık, bir iş kararı değil, bir duygusal sığınaktır. Ve sığınaklar fırtına geçince sorgulanmaya başlar. Ortağa ihtiyacınız olduğu için ortak bulursanız, ihtiyaç bittiğinde elinizde sadece bölünmüş hisseler kalır.
İkinci yaygın hata, aynadan ortak seçmek. İnsan kendine benzeyenle çalışmayı sever; aynı espriler, aynı bakış, aynı hız. Konforlu, ama gereksiz. Size benzeyen ortak, şirkete ikinci bir siz katar; şirketin ihtiyacı ise sizde olmayan şeydir. İyi ortaklıklar benzerlik üzerine değil, tamamlayıcılık üzerine kurulur ve tamamlayıcılık, doğası gereği rahatsızdır. Sizin hızlı dediğinize yavaş, sizin hazır dediğinize erken diyen biriyle çalışmak yorucudur. Ama o yorgunluk, şirketin sigortasıdır. Her toplantıdan aynı fikirde çıkan iki ortağın biri fazladır.
Peki hangi anda test edilir bir ortaklık? Herkes krizi söyler; ben tersini gördüm. Ortaklıklar zor günde nadiren bozulur; zor gün insanları kenetler, ortak düşman birleştirir. Asıl kırılma iyi günde gelir. Para kazanılmaya başlandığında, "kim ne kadar katkı yaptı" sorusu ilk kez sessizce sorulur. Yokluğu bölüşmek kolaydır çünkü bölünecek bir şey yoktur; varlığı bölüşmek ise aritmetik değil, hafıza işidir. Ve iki insanın hafızası, aynı geçmişi asla aynı yazmaz. Herkes kendi gecelerini hatırlar, ortağının gecelerini değil.
Bu yüzden ortaklık öncesi sorulacak asıl soru "bu insanla para kazanabilir miyim" değil. O kolay soru; para herkesle kazanılır. Zor soru şu: "Bu insanla para kaybedebilir miyim?" Batan bir işin enkazında, suçlama sırası gelmişken susabilecek miyiz? Bir de şu var: "Gece üçte kötü haberi ilk ona mı veririm?" Cevap evetse, ortada zaten bir ortaklık var demektir; kâğıt sadece onu tescil eder. Cevap hayırsa, hiçbir hisse oranı o boşluğu doldurmaz.
Yalnız yürümenin de romantize edilecek bir yanı yok ama. Tek kurucu, her kararın hem savcısı hem avukatı hem hâkimidir ve bu mahkeme hiç tatil yapmaz. Zamanla en tehlikeli şey olur: kendi sesinden başka ses duymamaya alışır. İtiraz eden ortak yorucudur, evet; ama itirazsız geçen yıllar daha pahalıdır. Yalnız yürüyen hızlı gider, birlikte yürüyen uzağa gider, der eski söz. Kimsenin sormadığı soru şu: hangi yöne? Yanlış yönde hız da mesafe de sadece kaybı büyütür. Ortak, hızınızı düşüren değil; yönünüzü sorgulatan insandır. Bunu yapmıyorsa, ortak değil yolcudur.
Ve mesele, her zamanki gibi, şirketten büyük. Hayattaki bütün derin bağlar aynı yapıda: belirsizlik altında verilmiş sözler. Kimse evlenirken, çocuk yaparken, birine güvenirken sonucu bilmiyor. Sözün değeri de zaten oradan geliyor; garantisi olsaydı, söz olmazdı, sözleşme olurdu. Ortaklık kararı bu yüzden rasyonel bir hesaba indirgenemiyor: hesap, geleceği bilmek ister; söz ise bilmeden vermeyi.
Sonunda soru "ortak mı, yalnız mı" değil; "bu insanla mı, hiç mi" sorusudur. Doğru insansa, hisseler detaydır. Yanlış insansa, en adil sözleşme bile sadece kavganın dilini belirler.
Çünkü yanlış ortakla yürünen yol, yalnızlığın en kalabalık hâlidir.