Uzaktan çalışma pazarlığında masaya konmayan bir kalem vardı: koridor sohbetlerinde, yemek kuyruklarında, omuz üstü bakışlarda taşınan bilgi.
Mesleğin asıl müfredatı hiçbir zaman toplantılarda değildi çünkü. Kıdemli birinin kızgın müşteriyle telefonda nasıl konuştuğunu duyarak öğrenirdiniz; sesinin nerede yumuşadığını, hangi cümleyle gerilimi düşürdüğünü. Bir teklifin neden kaybedildiği toplantıda değil, toplantıdan çıkarken söylenen tek cümlede anlaşılırdı. Ofis, toplantıların değil, aralarının okuluydu. Uzaktan çalışma toplantıları eve taşıdı; araları taşıyamadı.
Ekranda gündem var, kayıt var, sunum var; ama omuz üstünden öğrenilen o görünmez zanaat yok. Ders devam ediyor, teneffüs kaldırıldı.
Verginin ikinci kalemi görünürlük. İş konuşur derler; doğru, ama işin konuşması için odada onu duyacak birinin olması gerekir. Uzaktan çalışan, çoğu zaman daha çok üretip daha az görünür. Ve kurumlar, itiraf edilmese de, gözün önündekini hatırlar. Terfi konuşmalarında adı geçen kişi her zaman en iyi çalışan değildir; en çok hatırlanandır. Bu adaletsiz, evet. Ama adaletsizliği görmezden gelmek onu ortadan kaldırmıyor; sadece vergiyi sessizce ödemeye devam etmenizi sağlıyor.
İşin en az konuşulan tarafı ise verginin eşit dağılmaması. Uzaktan çalışma, ofiste yıllarını geçirmiş kıdemliler için neredeyse bedava: itibarları kurulu, ağları hazır, kim olduklarını herkes biliyor. Onlar aslında ofiste biriktirdikleri sermayenin faiziyle yaşıyor. Faturanın büyüğü, henüz sermaye biriktirmemiş olanlara kesiliyor: kariyerinin başındaki insanlara. İlk işine evinden başlayan bir genç, mesleği izleyerek öğrenme şansını hiç bulamadı; yanlışını anında düzeltecek bir omuz üstü bakış, moralini toplayacak bir çay molası olmadan büyüyor. Aynı düzenlemeden biri kâr ederken diğeri borçlanıyor ve ikisi de aynı sözleşmeyi imzaladığını sanıyor.
Bir de tesadüf meselesi var. Yeni fikirlerin çoğu planlı toplantılardan değil, planlanmamış çarpışmalardan çıkar; yemek kuyruğunda yan yana düşen iki farklı departman, asansörde denk gelen iki ayrı proje. Uzaktan düzende ise her temas bir takvim daveti gerektiriyor: konu, saat, gündem. Ama tesadüf randevuyla gelmez. Gündemli görüşmede gündem konuşulur; kıymetli olan şeylerin çoğu ise gündem dışıdır. Her şeyi planlanabilir kıldığımızda, planlanamayanın verimini kaybettik ve bu kayıp hiçbir rapora girmedi. Verginin sessizliği buradan geliyor: yaşanmayan sohbetin, kurulmayan cümlenin, doğmayan fikrin faturası kesilmez. Neyi kaybettiğinizi bilmezsiniz; çünkü kaybettiğiniz şey hiç var olmadı.
Yanlış anlaşılmasın; bu bir ofise dönüş güzellemesi değil. İki saat trafik çekip açık ofiste kulaklıkla görüntülü toplantıya girmek, iki dünyanın da en kötüsü. Esneklik gerçek bir kazanım ve kimse onu geri vermek istemiyor; ben de istemiyorum. Söylediğim şu: ofisin bedavaya verdiğini, uzaktan düzen bedavaya vermiyor. Gayriresmî olan artık kendiliğinden olmuyor; tasarlanması gerekiyor. Gündemsiz konuşmalar, sebepsiz aramalar, işi olmayan buluşmalar... Eskiden bunlar hayatın yan ürünüydü; şimdi bilinçli birer karar.
Tuhaf bir çağdayız: samimiyeti planlamak zorundayız.
Ve mesele, her zamanki gibi, işten büyük. Hayatlarımız da aynı vergiyi ödüyor. Arkadaşlıklar da tesadüfle beslenirdi; komşuyla merdivende, eski dostla çarşıda karşılaşarak. Şimdi her görüşme bir organizasyon, her sohbet bir tarih bulma mesaisi. Bağlantı hiç bu kadar kolay, temas hiç bu kadar seyrek olmamıştı. Verimlilik adına hayattan çıkardığımız her tesadüf, bir yerden sessizce tahsil ediliyor.
Çünkü en pahalı vergiler, faturası hiç kesilmeyenlerdir.